AMERİKANYA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
AMERİKANYA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Ekim 2009

HARLEM "ZİYARETİ"



New York'a 2,5 ay sonunda tekrar dönmüştüm. Çok farklıydım o zaman, çok değişmiş, çok şey öğrenmiştim Amerika hakkında. Sabahın erken saatinde Virginia Beach-New York City seferini tamamlamak üzere otobüsüm terminale girdi. Aslında herşey için çok erkendi, ne yapayım ben şimdi diye düşünürken, aklıma eylül ayında hostellerin genelde dolu olduğu bu yüzden de yer bulmanın oldukça güç olduğu geldi, ben de elimdeki adres listelerinde işaret koyduklarımdan ilkinin yolunu tuttum. Bir haftalık "fun pass" metro kartımı aldıktan sonra sanki daha önce binlerce kez gitmişim gibi kendimden emin, elimdeki ağır bavullara aldırmadan metronun dar kapılardından geçtim. Sonra C hattını beklemeye koyuldum. Bir metro haritası alıp nerde inmem gerektiğini tren gelene kadar yeniden bir kontrol ettikten sonra tren geldi, çok değil beş durak sonra ordaydım...

Yeryüzüne çıktığımda beni güzel binalar karşıladı. Gerçekten güzeldi binalar, çok zengin muhit olmalı burası, acaba yanlış yere mi geldim diye düşünürken sokak, cadde ismine baktım, elimdeki adresi doğruluyordu hepsi, sokağın girişinde oranın sakinleri olduğunu düşündüğüm iki adam konuşuyorlardı, onlara sorsam mı diye düşünürken biri atladı hemen: "are you looking for youth hostel?( hosteli mi arıyorsunuz?)" şaşırdım birden, ben adamlara soracağım sorunun ingilizcesini aklımda birleştirmeye çalışırken gelen bu soruyla birazcık afallayıp iniltili bir "yes" deyiverdim, adam da iki blok ötede 27 numara dedi. Teşekkür edip ilerledim ve bir de baktım hostel oracıkta süzüm süzüm bana bakıyordu. Hazine bulmuş korsan misali kapıyı şevkle çaldım. Açan olmadı. Umutsuzluğa kapıldım bir an, sonra saatime baktım ki , saat daha 7 bile olmamıştı. Çaresiz, insanların uyanmasını bekleyecektim. Merdivenlere oturdum. Yanımda Virginia Beach'te yolda yemek için aldığım cips ve bir tanecik de muz vardı. Sabah kahvaltısını da yapıverdim hemen oracıkta, zaman ilerledikçe hostelin önü de gezgin gençlerle dolmaya başladı. Britanyalı tombul kız Jane, Almanyalı Gerald de sıraya geçtiler. Amerikada hemen hemen herşeyde geçerli "ilk gelen kapar" kuralını anımsayarak sıramı kimseye kaptırmadım.

Kapılar açıldı, resepsiyona gittim, yer olup olmadığını sordum. Otuzunu aştığını tahmin ettiğim fransız aksanlı adam evet dediğinde öyle rahatladım ki anlatamam. Eğer orda yer olmasa idi başka hostelleri bir bir aramak zorunda kalacaktım elimdeki o bavullarla ve bulduğum bu ucuz hostelden kesinlikle daha fazla ödeyecektim. İşlemleri yaptık, parayı ödedim (gecelik 20 dolar) ve yatağıma hızlı adımlarla gidip bedenimi yatağın düzlüğüne salıverdim. Bir iki saat uykudan sonra. "New York'dayım ben dostlarım" diye mailler yollamalıyım diye düşündüm ve internete girebileceğim bir mekan aradım, hostelin böyle bir hizmeti de vardı ama yarım saati 6 dolar gibi uçuk bir ücret talep etmelerine gerçekten içerledim oysa birbirimize ısınmaya daha yeni başlıyorduk. Neyse aklıma Columbia Üniversitesi geldi. Orada yemekhane ve konferans salonu girişinde ayaküstü bedava internete girebileceğim bilgisayarların varlığını hatırladım. Atladım tekrar metroya, haritaya baktım tekrar ve trene bindim. 116. sokakta indim ve duraktan yukarıya çıktığım anda yıkılıverdim. Eski püstü binalar, harabe, terkedilmiş izlenimi veren bir şehir silüeti karşıladı beni. Burası Harlem! dedim içimden, zira heryerde zenciler olması bunu doğruluyordu.

Şaşırdım kaldım, ne tarafa gideceğime karar veremedim, gerisin geriye durağa koşar adımlarla indim, metro kartımı geçirdim ve treni beklemeye başladım, sonra ikinci bir şok daha! Bu duraktan geçen trenler tek yöne gidiyordu, o yüzden karşı durağa geçmeliydim, çıktım yine harlemin karanlığına. Bulamadım durağı , saçma sapan ortalıkta dolaşırken beyaz birini gördüm çölde vaha görmüş bahtsız bedevi misali bu beyaz adamın kutup ayısı olmamasını dileyerek ona doğru yöneldim. Durağın nerde olduğunu sordum, cevapladı, sakindi, ılımlı.

Hızlı hızlı gittim, etrafıma bile bakmıyordum. Metronun merdivenlerinden indim ve metro kartını geçirdim, bilmem kaçıncı şoku da yaşadım! Aynı duraktan ikinci kez geçirdiğim için makine geçemezsin uyarısı verdi, sonra görevliye gittim, kartı kontrol etti, bana "go go" diye bağırdı. Sanki kaç burdan canını kurtar diyordu. Tren hemen geldi ve ben geldiğim gibi tekrar hostelimine döndüm. Açıkcası Newyork'a geldiğimin ilk günü böyle bir hadise yaşamak gerçekten ilginçti. Öyleki manhattan adasının görkemli kısımlarının düzgün, bakımlı binalarla döşenmiş zengin görünümlü elit hali adanın kuzey doğu bölgesine doğru yerini harap binalara, süregelen bir savaş varmış izlenimi veren bir bölgeye bırakıyordu. Aslında herşey içinde tezatını da taşır sözü tam anlamıyla Manhattan'a uyuyordu. Sanırım New York hakkında öğrendim ilk şey de bu oldu.

01 Aralık 2005

Vize


Sımsıcak bir güne uyandım bu sabah. Bütün gece aklımın bir köşesinde güzel uykumu kaşıyan o acaip stres ve karnımda küçük bir ağrı vardı. Heyecanlıydım. Dönemeçler iki ucu farklı dünyalardır ve ben yepyeni bir dünyaya adım atmak için 5,5 aydır çabalıyorum, bu çabamın karşılığını almak istiyorum, sonuna kadar,dibine kadar.Bir de sınav var bugün. Hiç umursamıyorum,düşündüğüm tek şey Amerikan vizesi. Ya alamazsam, acaba yanlış bir şeyler söyledim mi vize görüşmesi sırasında, alamazsam kime suç bulacağım, kendime mi,konsolosluktaki tombul bayana mı,ya da ...Bir sürü soru aklımı kemiriyor. Endişem heyecanımı gölgeliyor!

Konsoloslukta ...Saatin ikiye yaklaşmasıyla istiklal’in kalabalığından konsolosluğun tenha mekanına doğru ilerlemeye başladım. Tenha mı demiştim, yanılmışım. Benim gibi pasaportlarını almak için gelenler konsolosluk binasının önünde küçücük bir kuyruk oluşturmuşlar bile. Ben de geçtim küçük sıranın arkasına. Sıra bana geldiğinde içi bilimum defter ve kitapla dolu koca çantamı görevliye verdim,o çantamın içinde bomba olup olmadığımı ararken diğer görevli de benim üstümü mıncık mıncık aradı.Neyse girdik kapının içine. Verdim pasaport alım fişini görevliye. Eli önce değerlendirme yapılmadığı belli pasaport bölümüne gitti,içinden bir tane çıkardı.Hayır olamaz, bunu bana yapamazsınız diye avaz avaz bağırmaya başlayacaktım ki, kadın yanlış pasaportu aldığını anladı ve bana benimkini uzattı.Bakamayacağım,kalbim küt küt,nefesim daraldı.Kendimi attım kapıdan dışarı,önce derin bi nefes aldım sonra sıranın önünden geçerken pasaportu karıştırmaya başladım...J1 vizem yaldızlı kağıda basılmış,fiyakalı,edalı edalı bana sırıtıyordu.“YES,THAT’S IT” diye hafiften bi sevindim. Boğazım düğüm düğüm olmuştu.Ağlamamak için kendini zor tuttum. İstiklalin kalabalığına kattım bedenimi, kocamandım sanki herkesten, daha çok mutlu,daha çok umutlu.Velhasıl vizemi aldım.2-2,5 hafta sonra uçuyorum.Uçuştan sonra Amerika maceramı anlatmaya başlarım artık.İyi bakın kendinize.Hepinizi seviyorum.

28.05.2002

Sonuç


Saat sabahın yedisi. Aklımda kocaman sorular. Bedenimi titreten o sevimsiz stres. Perşembe günü vize görüşmesine gittim. Yarın sonuç belli olacak.
Bütün hayallerimi Amerika isimli uçurtmama bağlayıp uçuruyordum aylardır. Şimdi beklenmedik bir taş ya da bir rüzgar bütün büyüyü bozup beni derin bir üzüntüye yollayabilir. Önümde uzun bir yaz, kafamda bir sürü plan ve şu sıralar bütün bunların tam önünde kocaman bir kapı var; hemen aklıma bir söz geldi:Karşına çıkan büyük kapılardan korkma, nasıl olsa onları açan küçük anahtarlardır.Ben de bütün anahtarlarımı alıp elime teker teker denedim kapıyı açmayı. Bakalım başarılı olmuş muyum.
Yarın büyük gün: Tamam mı devam mı?
Yeni bir çizik mi hayal kırıklığı defterime yoksa yepyeni hayaller mi?
Şu anda hikayemin ince yolunun en keskin kavşağında heyecanla aslında daha çok stresle bekliyorum.
Sonuç olumlu olursa söylerim.

26.05.2002

Planlar Değişti !


Planlar baştan. Lufthansanın güzel sesli agent denilen çalışanına Chicago için rezervasyon talebimi henüz iletmiştim ki Gençturdan Betül hanım telefonumu çaldırdı ve bana öyel güzel bir haber verdi kisormayın.ama siz meraktan kudurup hadi hadi söyle diye çoktan tepinmeye başladınız bile değil mi? Hadi fazla üzmeyeyim sizi.Virginiaaaa. Evet hem de virginia beach.orada şöyle fiyakalı mı fiyakalı, güzel mi güzel,okyanusun dibinde daysinn denilen bir otelde bana iş bulduklarını söyledi.Aman Allahım ne güzel bi haber bu böyle.hem de benimle beraber 3 kişi daha var ve tarihleri benimle uyuşuyor.bu da güzel,yanlız olmayacam.e tabi ben ne yaptım:yeni rezervasyon.girdim nete lufthansadan Newyork için yeni rezervasyon yaptırdım.çok geçmeden lufthansadan güzel sesli agent aradı.noluyoz gibilerinden.ben de kusura bakmayın planlar değişti dedim,tabi daha usturuplu bi şekilde.Yepyeni gelişmeler yepyeni heyecanlar geldi,açıkcası böyle daha güzel oldu. Yani hem çalışma yani work hem de seyahat yani travel olayını tam manasıyla hissetmek adınavirginianın güzel plajı çok iyi olacak diye tasarlıyorum ben kafamda ama tabi ne getirir hayat,koyar önüme bilemiyorum.Buketcim Uzunerciğim de bana attığı mailinde dediği gibi:"Yanilma payi konu insan olunca mühendisliktekinden cok daha fazladir, bilirsiniz..."

bu yazı da böyle bitsin:)

07.05.2002

Sonlara Doğru ...





Amerika maceramın gerçekleşmesine bir kaç hafta kala biraz önce nette aval aval dolanırken bir de baktım ki en sevdiğim :)havayolu şirketi lufthansa öğrencilere özel indirimler uygulamaya başlamış hem de ekim 2002 e kadar geçerli bir fiyat listesini sitesine ekleyivermiş. Chicago, Newyork, Boston 528 dolar.Oh be rahatladım.ben en az 600 dolar öderim diyodum uçak biletine.Allah razı olsun.ne diyeyim daha.

Şimdilerde ise yaşadığım farklı bir duygu var.Hani bir şeyi çok istersin olması için sürekli uğraşırsın.onunla yatar onunla kalkar,iki lafından biri o olur ya.(Benim de Amerika olayım öyle bir şey)Ve gün gelir elde edersin onu.işte o zaman kavuşulan sevgili artık sevgili değildir ya bende şimdilerde öyle bir hissiyat deryasındayım.Ne iş ya. İnsanoğlu nasıl bir şey böyle.neyse artık kendimi motive edip,durulan heyecanımı kamçılayıp dünyanın öbür ucuna kanımda bol miktarda adrenalin,kalbim güm güm gitmek istiyorum.

Bu arada tarih çoktan 20 nisan 2002 oldu ama bahar hala gelmedi.kül rengi bir gökyüzü her sabah kalktığımda bana kirli kirli sırıtıyor ve soğuk gecenin bana armağanı boğazımdaki acı canımı sıkıyor.Artık yeşillensin etraf,güneş ısıtsın yüzümü,kanım kaynasın biraz. Yavaş yavaş bir ayrılık şarkısı söyler pozisyonuna giriyorum aslında. Dilimde insanın içini sızlatan,sözünü hiç sakınmayan bir şarkı,dümdüz,imasız ama samimi.Eski beni hatırlıyorum,pısırık,kendine güvenmeyen,evden dışarı adım atarken dahi bin kere düşünen,asosyal ve yalnız.şimdiki beni karşılaştırıyorum ve ne kadar değiştiğimin ayrımına varıyorum ama baki kalan tek şey yalnızlık;MFö şarkısında yalnızlık ömür boyu demiyor muydu? :) İçimdeki çocuk-yine aynı geyik demeyin lütfen- belki de bu cesur tavrımın sahibi. Yani parayı nasıl denkleştireceğimi dahi kestirmeden dalmıştım bu puslu maceraya. Kredi çıkmayabilir,hiçbir yerden burs,kimseden de borç alamayabilirdim. Nasıl bir oyundu ki oynadığı çocuğumun bütün parçalar zaman içinde geldi oturdu yerlerine.hiç birşey olmayabilir, kocaman bir hayal kırıklığı, belki derin bir küsüş hayata ya da küçük ölçekte bir depresyon yaşayabilirdim sonuçta.kim bilir? ama olmadı işte.

Hikayemin devamı gelecek gibi...

20.04.2002

Agreement


Yazmayalı çok oldu.işler yoluna girdi gibi:))Wisconsinden gelen bir agreement (iş sözleşmem) ım ve elime en kısa zamanda doldurulması için verilen dört sayfalık bir formum var.mutluyum ya.ne bilim galiba gidecem gibi.hani o özgürlük ülkesinehani o hep filmlerden görüp ağzımızın bazen şaşkınlıktan ama çoğu zaman koca gökdelenli siluetli şehirlerinden açık kaldığı o ülkeye.way be.ocak ayının başında başlayan bu macera şimdi dördüncü ayında kocaman bir heyecan olarak varlığını adam gibi hissettiriyor. Mayıs başında Iapp66 formum geldiğinde vize için amerikan konsolosluğunun yolunu tutacam.son aşama artık.vizeyi de alırsam amerika kapıları ardına kadar açılmış olacak.Aman Allahım düşünmesi bile bir acaip.ama new york olayı yattı.Chicagoya uçuyorum çünkü wisconsin dells chicagoya daha yakın.ne yapalım artık new york a da gezmeye giderim:)) şimdilik rüyam fifty fifty.mayıs ortasında her şey belli olacak.tamam mı devam mı:) bu öykü burada bitmez:)

11.04.2002

Mail Geldi !


Cumanın o müthiş rahatlık duygusuyla okulun çıkış kapısından dışarı doğru süzülüp önüme çılan ilk otobüsle zincirlikuyuya, ordan da mecidiyeköydeki yurduma ulaştım. Maillerime bakmak için sanal alemin postalar kısmına dalıverdim.Hotmailimde sıcak sıcak 2 mail okunmak için beni bekliyordu.İkisinin de içeriği aynıydı.Gençturdan Betül Hanım Wisconsindeki arkadaşları Bülent Ateş'in WAT sakinlerine iş bulduğunu ve bir kaç gün içinde işveren sözleşmelerinin gönderilebileceğini yazmıştı.Heyecanlandım, mailde ne iş yapacağım, ne kadar ücret alacağım bilgilerinin olmamasına rağmen CVme güzel bir şekil verip, resmimi de maile ekleyerek Bülent Bey’e yolladım. Şimdilerde yine beklemedeyim.Bakalım ne olacak.

16.03.2002

Telefon Çaldı !


Bugün İstanbul 1.kentiçi ulaşım şurasına biraz da karayolu hocamın organizasyonda büyük payı olması sebebiyle katıldım.Hatta bu yüzden karayolu dersi de yapılmadı ki şuraya gitmesem hoca bana gücenirdi:) Orda bi de beleş yemek yiyip, aklıma estiğinde bardak bardak meşrubat familyasının leziz üyelerini mideme uğurladım.

Öğlen yurda geldiğimde küçük bir uyku bulutu gelip oturdu gözümün üstüne. Dayanamadım yatağımın düzlüğüne bedenimi salıverdim. Cep telefonumu da tüm radyasyon tehditlerinin gölgesinde yastığımın köşesine iliştirdim. Sonrası malum; uykuya dalıverdim. Uykumun belki de en acaipanında Eminem-stan melodili telefonum çalmaya başladı; ben gene biri çaldırıyodur diye düşünüp oralı olmadım ama arayan ısrarlıydı. Arayan Gençturdan Betül Erez'di. Beni işe başlama kesin tarihimi sormak için aramış. Ona göre iş arayacaklarmış bana. Ben de finaller 15 haziranda bitiyo,16sında hemen gitmeliyim diye düşünüp İstanbuldan 16sında çıkış alıyorum dedim. Teşekkür edip vedalaştık. İşin ilginç yanı ben böyle bir olayı daha önce de yaşamıştım. Geçen sene 2 temmuzda (çok iyi hatırlıyorum) yine çok alakasız bir saatte uykumun derinlerinde yüzerken telefonum çalmış, ben de pürtelaş "cevap ver"e basıp alo deme zahmetinde bulunmuştum. Staj yapacağım şirketten acilen beklediğim bir telefondu ve beni rahatlatmıştı. Yani anlayacağınız önemli telefonları uyku sarhoşluğu ile sıcak yatağımda alıyorum. İlginç!Bugün Amerika olayımın harbi harbi işlediğini idrak ettim aslında.Yani hala daha inanmıyor muydun Gürcaan diye yavşak yavşak soracak olursanız: tabii ki inanıyordum ama takdir edersiniz ki insanın bazı şeylere güvenebilmesi ve bu güveninin devam edebilmesi için somut şeyler gerekir. Bugün bu somutluğu yaşadım.bakalım ne zaman ve ne işi bulacaklar bana.hadi hayırlısı...

14.03.2002

Heyecanlar & Endişeler



Tarih 2 Mart oldu bile. Ocak ayından beri sürekli araştırdığım, tanıtım toplantılarına katıldığım, randevularına gittiğim "Work and Travel in USA" fiyakalı, albenili isimli organizasyona en sonunda başvurumu yaptım. İlk zamanlarda heyecandan uyuyamadığım, konuşmaktan bıkmadığım, usanmadığım bu Amerika macerası şimdi beni endişelendirmeye, hatta korkutmaya başladı bile. Aklımda bir sürü soru, cevaplarını bekliyorlar. Adam gibi iş bulabilecek miyim, nerde kalıcam, en azından babamdan, arkadaşlarımdan aldığım borçları ödeyebilecek kadar para kazanabilecek miyim? Kocaman bir sorunum daha var! O da yanımda hiç arkadaşım yok! Şirkete söyledim ama onların da pek umrunda görünmüyor? Hadi her şey haloldu, işimi buldum, kalacak yerimi de, peki orda tek başına kudurursam. Bilmediğim insanlar, tanımak için can atıyorum ama başka bir kültür, bambaşka hayat tarzları, anlayışları. Dünya vatandaşı olmak istek listemin başında. Belki bu cesaretin kaynağı da bu. Bu korkularım da yaşanmalı ki, oraya gidip güzel günler yaşadığımda bir şeyler başardığımı daha iyi kavrayayım.

Temenniler! İnsanın kendini rahatlatmak için kendi kendine konuşması gibi bir şey bu yazdığım yazı. Daha az delice olsun diye yazıyorum işte. En azından kimse duymuyor. Neyse işte. Amerika maceramın başında bu aralar içimde kıpır kıpır bir heyecan, hemen yanıbaşında ise onu gölgeyen ondan biraz büyük bir endişe yumağı var. Umarım zaman geçtikçe bu yumak usul usul açılır ve inşallah yumak beni sarmaz. Bir de en büyük endişem bu yaz herşeyimi buna bağladım. Vize alamazsam hayal kırıklığımın yanında bir de bomboş bir yaz görünüyor ufukta. Bekleme sürecindeyim şimdilerde. Okulum da yeni başladı bu hafta. Ona vakit ayırayım bari bu süre zarfında.

02.03.2002

Work and Travel in USA


Yeni yılın ilk ayını sınavlar ve ödevlerle pürtelaş bitirmeye hazırlanırken herhangi bir yeni yıl hediyesi almadığımı, vermediğimi, hatta bu telaş içinde yeni yılın girdiğini bile sınav kağıtlarındaki tarihlerden öğrendiğimi söylesem :) Tamam biraz abartmış olurum ama gerçek olan final döneminin o stresli, bunalım ruh haliyle hayatı monoton, yaşamayı da artık eziyet olarak algılamaya başladığım zamanlardı.

Abimin Kanada işlemleriyle ilgilenen arkadaşı bir gece beni ziyarete geldi ve bana “Seni Amerikaya yollayalım bu yaz” dedi. Ben de cevaben “tabi tabi” dedim. "Work and Travel"dan bahsetti. Hep aklımda olan ama bir türlü nasıl yapacağımı kestiremediğim, ışığı bir türlü göremediğim bir kör kuyuydu benim için Amerika macerası. Şimdi karşımda elindeki feneri bana uzatan biri vardı. Ayak üstü biraz konuştuktan sonra beni bir sürü hayalle başbaşa bırakıp gitti. Biraz internetten araştırayım dedim, maillerime bakarken arasıra gelen bir bültene gözüm takıldı. Tıkladığımda “WORK AND TRAVEL TANITIM TOPLANTISI” diye bir yazı ile karşılaştım. Bu kadarı da fazla, tesadüflere zaten inanmıyorum ama 'work and travel'dan bahsettikten hemen sonra böyle bir mail almak gerçekten şaşırtıcıydı. Kesinlikle ilahi bir şey dedim ve o akşam kafaya koydum. Gideceğim. Ama nasıl? Parayı nereden bulacağım? Bizimkilerden mi istesem, borç mu alsam? soruları kararımın yamacına yapışıverdiler haliyle.

İnternette bir sürü siteye girdim, avantajlarını dezavantajlarını tarttım kendimce, bazen heyecanlandım, bazen dudak büktüm, yüzyüze daha iyi olacağına kaanat getirip bana bülten gönderen kurumun yolunu tuttum. Orada da internette yazanlardan farklı şeyler söylemediler, ikna olmuş muydum bilmiyorum ama saçma sapan olanlar da dahil aklıma onlarca soru ve sorun takılıyordu. Finansal problemlerden önce “kendime güven” konusundaki problemlerimi halletmeliydim; 'bu kadar cesur muyum ben?" sorusunu da sormaya başladım, okyanus aşmak, yeni bir ülkeye gitmek, kısa süreli de olsa yeni bir kültürde yaşamak, ilginç ve bir o kadar da ürkütücü geliyordu düşündükçe.

Kararlar veriyor hemen ardından vazgeçiyordum. En sonunda “Bu kadar düşünmemek gerek, deli ol biraz, fırsatları değerlendirmeli yoksa kaçtıklarında çok üzülürsün” dedim kendime. Kanada’daki abime bir tanıtım maili döşedim. Amacım önce onu ikna etmek sonra onun babamı ikna etmesini sağlamaktı. Memlekete (Ordu’ya) gitmeye 15 gün gibi bir süre vardı, İstanbul'daki işlemleri yapıp Ordu’da ikna edilmiş bir baba bulmak istiyordum. Abimle 7-8 günlük bir mail trafiğinin ardından anlaştık, ikna oldu ve babamı ikna etme görevini kabul ettiğini bildirdi.

Ordu’ya gittikten 2-3 gün sonra abim Galatasaray’ın Ankaragücü’nü yendiği ve Galatasaraylı olan babamı mesut ve bahtiyar ettiği bir cumartesi akşamı aradı. Ne konuştuklarını tam olarak duyamadım ama babam nakavt olmasına ramak kalmış bir boksör edasıyla telefonu kapattı ve toparlanarak “ne işler karıştırıyorsunuz kendi başınıza” deyip kestirip attı. Ben de “bu ciddi bir mesele” deyip başladım anlatmaya, nefes almadan hiç aralıksız anlatıyordum,babam dayanamadı “tamam vericem parayı” deyip ikinci kez kestirip attı. Zafer benimdi:) ama bu belki de en kolay zaferdi. Şimdi sıra iş bulmak, iapp66 formunu beklemek, vize almak, ucuz uçak bileti yakalamak ve nihayetinde Amerika'ya gitmek gibi ardı ardına zaferler kazanmaya gelmişti. Ordu'da pasaportumu çıkarttım, İstanbul'a döndüğümde kaydımı yaptırdım.

Şu aralar bavulumu hazırlıyorum. Amerika'ya gidiş aşamasına kadar olan süreçte yaşadıklarımı sizlerle paylaşmak istiyorum. Her üniversite öğrencisinin bir takım koşulları yerine getirdikten sonra katılabileceği Work and Travel organizasyonu son yıllarda Türkiye'de gerçekten çok popüler. Artık Türk üniversite öğrencileri için dünya daha küçük,daha ulaşılabilir ve yaşanır. Kendimize güvendikten sonra başaramayacağımız hiç bir şey yok.

26.06.2002

Popular Posts