GAYET CİDDİYİM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
GAYET CİDDİYİM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Eylül 2009

Istanbul Water Report 2009

facing the challenges
WWAP
r385_129_unesco_blue
World Water Assessment Programme (WWAP) is one of the branches of UNESCO working on worldwide water issues, organizing meetings, preparing reports about water and water related issues collaborating with universities, public administrations, NGOs and other institutions.

WWAP is publishing World Water Development Report (WWDP) in every 3 years and announcing its coming out during World Water Forum and as a attachment of this report, its also publishing Case study booklet.

When I was working at Istanbul Water and Sewerage Administration (ISKI), we were asked to write a report to be published in case study booklet about Istanbul water issues. At first It was a very simple task to accomplish but when it became serious we understood that apparently it was not so easy to compile all the water related data of that kind of a big city like Istanbul. We were two engineers as ISKI consultancy group and we need more experts and professionals to finish up whole report in a limited time.

The first thing we had got to do is to make up a work group. We had visited DSI ( State Water Works) and met with the professionals and convince them of writing this report together. We also made a workgroup at ISKI. Eventually we ended up with a work group with 8 members having technical and academic backgrounds about hydraulics and water resources.

As a consultancy group of ISKI, we were organizing meetings at the beginning of the weeks so we can manage the progress of the report.I was responsible for leading the group and make sure that each member prepared the required data on time. I was also in contact with Engin Koncagül who is responsible for this case study booklet at WWAP. I was sending the briefs to him via email and he was giving feedbacks about the briefs.

I could not finish up my task because i had to quit my job at ISKI for personal things but there were less work to finish up the report.

The 3rd World Water Development Report was come out on the last day of World Water Forum held in Istanbul. Despite of being invited, unfortunately I could not attend that meeting because I got flu :(

Here is the slide of Istanbul case study published in the Facing the Challenges case study book.

26 Temmuz 2009

ANNE BEN ÇEVRECİ OLDUM…

inconvenient-truth

Eskiden televizyonlarda ya da gazetelerde milletimizin ne derece geride olduğunu gözümüze gözümüze sokmak için çeşitli istatistikler yayınlandığını hatırlıyorum. Özellikle bilmemnenin Avrupa’da ya da Amerika’da kişi başına şu kadar tüketildiği ama Türkiye’de ise bu oranın ancak şu kadar olduğu gibi istatistiklerden bahsediyorum. Hepimiz hatırlarız sanırım zira arada sırada eskisi kadar olmasa da gene bu tüketimi referans alan istatistikler yayınlanıyor. Eskiye oranla kesinlikle daha az, zira artık sanırım tüketmek gelişmişlik referansı olmaktan çıkmaya başladı. Özellikle çevreciliğin tam anlamıyla trendy olduğu bir dönemde bakın efenim Avrupalılar domuz gibi şunu tüketiyorlar, Amerikalılar bundan bundan öküz gibi yiyorlar ama ey sen Türk evladı sen o kadar gerisin ki anca bu kadar yiyorsun bundan gibi bir açılımı olan istatistiklerden şimdilik kurtulmuş gibiyiz en azından çevrecilik modası geçinceye kadar.

Daha az tükettiğimiz şeyler için alıp başımızı ellerimizin arasına kukuman kuşları gibi düşünürken ne olacak bizim bu besin zincirindeki titrek yerimiz; acaba bu ecnebi büyük balıklar gün gelir tüketmeye bir şey bulamayınca bizim gibi küçük balıkları yutar mı diye endişe ederken bir anda değişen dünya ajandasıyla yepyeni sorular geldi dimağımıza yapıştı…

Çevrecilik moda mıdır, küre gerçekten ısınıyor mu, iklimler değişiyor ve dünya cehenneme mi dönüyor, buzullar eriyor ve su seviyesi yükseliyor mu; water world mu gerçek olacak yoksa the day after tomorrow mu soruları zihinleri buram buram bulandırıyor artık…

Medya da kendini hemen bu duruma adapte etti ve yepyeni istatistikleri gözümüze gözümüze sokarak istatistiksel durum tespiti açığını hemen kapatıverdi. Şimdilerde yayınlanan istatistikler genelde şu şekilde oluyor. Karbon emisyonu açısından gelişmiş ülkeler şu kadar hayvani derecede karbon salıyor çevreye, şu ülke bu kadar küresel ısınmaya körükle gidiyor, gelişmekte olanlar o kadar çevreye karbon salıyorlar ki gelişmesin artık bunlar canım kıvamında tadından yenmez istatistikler .

Bu konuya Avrupa Birliği ne kadar ilgili görünüyorsa ; (shame on you) Mr.Bush yönetimindeki Birleşik Amerika Devletleri aman banane be ben ürettiğime ve sattığıma bakarım, global warmingmiş, climate changemiş, yemişim bunları modunda takılıyordu daha bir yıl öncesine kadar. Peki Barrack Obama geldi her şey değişti mi? Kesinlikle hayır zira çikolata renkli başkanımız Obama amcamızın bu konuya ilgisinin de öyle çok dişe dokunur olduğu söylenemez. White House’un resmi web sitesinde bu konu Enerji ve Çevre başlığında işlenmekte; daha ziyade enerji sektöründe ne kadar iş fırsatı yaratıldığından bahsedilmekte; çevreyle ilgili olarak da genel geçer karbon salınımına dur diyecez laflamaları yer almaktadır. Değişen pek bir şey yok gibi yani. Al Gore farkındalık yaratmak (raising awareness ) açısından Inconvenient Truth adında bir korku filmi yaparak çok müstesna bir çalışmaya imza atıp bir adet Nobel barış ödülü kaptı. Ödülü aldıktan sonra Al Gore’u gören oldu mu mahalle kıraathanesinde. Sonuç olarak Amerika denilen birleşik devletler ülkesi kapitalizmin köküne köküne vururken çevrenin de için etmeye devam edecektir. Bu böyle biline…

Aslında çevreci olmak çok garip bir tanımlama. Çevreyi umursamak her insanın ilk ödevi olmak zorunda ki her canlı gibi insan canlısı da çevrenin bir parçası olarak ben sallamıyorum çevreyi, kirleticem ulan var mı gibi bir gerzekliğin içinde olamaz işin tabiatı icabıyla. Ama işte gerzeklik deyince insanoğlundan başka bir canlı gelmiyor insanın aklına, o yüzden kirleten mallar, temizleyen enayiler, hiçbirşey yapmayan dangalaklar olarak insanoğlu gruplandırılacaktır çok yakın gelecekte.

Kapitalizmin zırıl zırıl bacaklarının titrediği şu dönemde daha az tüketip daha az harcamak ve daha az karbon salmak trendy olsun inşallah temennisi ile bu saçma sapan yazıya saçma sapan bir şekilde son veriyorum...

25 Ocak 2009

ESKİTİLMEMİŞ BİR YAZI

Askerlik sonrası yazılmış ancak yayınlanmamış bir yazıyı huzurlarınıza sunuyorum şimdi. “Neden şimdi?” sorusunun cevabı yok. Belki de “yazısal” anlamda üretimsizliğimi kendi çapımda kapatmak için böyle bir şey yapıyorum. Yazmaya değer dünya kadar şey yaşamama rağmen bilgisayarın başına oturup yazmaya üşeniyorum belki de bu sıralar ama sanırım en çok da özellikle 2008 nisanından başlayıp eylül başına kadar süren o makus olayı kendimi dizginleyemeyip tüm çıplaklığı ile anlattığımda, yazdıklarımın ciddi birer vesika haline gelmesinden korktuğum için yazamıyorum şimdilik. Korkularımı yendiğimde ve cesaretimi topladığımda zehir zemberek yazılar döşeyeceğimden emin olabilirsiniz :)

Şimdi de karşınızda o yazı…

29 Ekim 2005

Merhabalar...
Evet dostlarım çok uzun zaman oldu yazmayalı.
Bu zamana kadar neler yaptığımı bilen biliyordur ama yine de kısaca açıklamak gerekirse...
12 nisanda askerliğimi yapacağım iskenderundaki birliğime teslim oldum.
Geçen altı aylık süreçte "vatani görevimi" ifa edip her türlü meselede önüme bir set olarak çıkan bu "kutlu" süreci tamamladım.

Askere gitmeden önce aklımda orda yaşadıklarımı, hissettiklerimi ve aklıma gelenleri yazmak vardı. İlk zamanlar pek yorucu olduğu için anca askerliğimin üçüncü ayında yazma fırsatı elde edebildim. Gidip gelip bir iki sayfa postmodern hikaye kıvamında bir şeyler yazdım önce. Kimseler bulup okumasın diye bilgisayarda saçmasapan bir klasörün içine istifledim yazdıklarımı. Bir gün o bilgisayar çöktü. Evet evet ayan beyan çöktü meret. Gitti benim bütün yazdıklarım böylece. İlk deneme böylelikle başarısızlıkla sonuçlandı. Askerlik dönemimde ikinci bir deneme daha yapmadım. Nedenini sormayın...

Sonra tarihler 28 eylülü gösterdiğinde özgürlük gelip çaldı kapımı. O aziz günde iskenderun'un sıcağı ensemi uyuz uyuz yakarken şehri kaçarcasına terk ettim. Memleketim Ordu'nun açık yeşiline kavuşmak istiyordum hiç istemediğim kadar. Askerlik bu kadar şirret bir şey yani düşünün. Üniversite sırasında tatillerde veya herhangi bir sebepten gitmek istemediğim memlekete can ata ata dönüyordum.

Ailenin her bireyini ayrı ayrı ne çok özlemişim anlatamam. Bi de bilgisayarımı özlemişim tabi atlayamam:) İlk günlerin havasını üstümden attıktan sonra oturdum bilgisayarımın başına ve askerlik hakkında bir yazı yazmak için ikinci bir deneme daha yaptım. Yazıya J.F Kennedy'nin tv'yi kullanarak seçim kampanyasından nasıl başarıyla çıktığından bahsederek başladım. Kitleleri etkileme özelliğinin farkına varılan bu mucizevi aparatın hangi amaçlar için kullanabileceğini anlatıp insanların daha çok neşelenmek için tv izlediğini belirttim. Amacım eğlence kültürünün bir parçası olan tv'nin 12 eylül 1980 sabahı nasıl bir tehdit, baskı ve tahakküm aracına dönüştüğünü söyleyip buradan TSK sınırlarına dayanmaktı. 80 kuşağının şekillenmesinde bu iki unsurun -TV ve TSK- oynadığı rolü bir potada eritip apolitik 80 kuşağının şu sıralar vatani görevlerini ifa etmek için TSK'nın güçlü kollarında olduğunu ironik bir şekilde aktarmayı hedefliyordum. Bir sürü şey yazdım. Bir ordan bir buradan daldım konuya, parça parça biriktirdim hepsini. Şekil kıvam alıyordu yazı yavaş yavaş... mutluydum...

Büyük bir talihsizlik sonucu yazı bilgisayarımdan silindi...Adsl bağlattığım gün bir sürü arıza vuku buldu ve bilgisayarın orasıyla burasıyla oynarken olan bu yazıya oldu... Format atılan tarafta kaldı ve silindi...
Buradan çıkardım ki ben TSK ve askerlik hakkında ne zaman bir yazı yazmaya niyetlensem bu yazılar bir şekilde uçup gidiyor...Vazgeçtim...
Askerliği, çok da kafama takmadan üstünden atlayıp geçtiğim bir süreç olarak tanımlayıp hayatıma kaldığım yerden devam etmeye karar verdim... hayırlı olsun...
Tekrar merhabalar...

09 Mart 2007

KÜÇÜKÇEKMECE GÖLÜ 2040 SENARYOSU 2

GÖLDEN BALÇIĞA

Boyutlar

Ekonomik, Demografik, Çevresel, Yönetim, Toplumsal/Kültürel

Belirleyici Etkenler

Bireysel ve kurumsal gelirler / maliyetler

Küçükçekmece gölü etrafında yapılaşmanın artması ve buna paralel nüfus artışı
Güney Küçükçekmece alanında İSKİ tarafından yapımı planlanan arıtma tesisinin hayata geçirilmediği durum

İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi, İlçe Belediyesi, İlgili Bakanlıklar, Kurullar bu alanın yönetiminden sorumlu kurumlar

Rekreasyon alanları

İstanbul ‘un 2010 Avrupa Kültür Başkenti seçilmesi, bu seçimde kullanılan 4 elementin (hava, su, ateş, toprak) kenti teması

Dünya Su Forumunun 2009 yılında İstanbul’da düzenlenecek olması

Senaryo Gelişimi

Çarpık Kentleşme--- Yoğun Yapılaşmayla beraber göle yoğun atıksu girişi---Gölde ve Denizde Kirlilik---Temizlik maliyetlerindeki artış

Planlanan altyapı imalat ve yatırımlarının işlevsizleşmesi ve yeniden projeksiyonuna gerek duyulması---Atıksuyun direkt denize ve göle deşarjı---Gölde ve Denizde Kirlilik---Daha önceki yıllarda İçmesuyu havzası olarak kullanılan Küçükçekmece Gölünün Haliç’in eski haline dönme tehlikesi

İstanbul’un uluslararası imajına zarar verecek görüntülerin ortaya çıkması---Gölün ve Denizin korunmasına yönelik çalışmaların kurumlar arası iletişim sorunları nedeniyle hayata geçirilememesi---Bölgeden Turizm geliri sağlanamaması

Lagunun kaderine terk edilmesi---Salgın Hastalık Tehdidi

Sonuç

KÜÇÜKÇEKMECE GÖLÜNÜN BALÇIĞA DÖNÜŞMESİ


SENARYO DİYAGRAMI







KÜÇÜKÇEKMECE GÖLÜ 2040 SENARYOSU 1

TEMİZ GÖL TEMİZ DENİZ


Boyutlar

Ekonomik, Demografik, Çevresel, Yönetim, Toplumsal/Kültürel

Belirleyici Etkenler

Bireysel ve kurumsal gelirler / maliyetler

Küçükçekmece gölü etrafında yapılaşmanın artması ve buna paralel nüfus artışı
Güney Küçükçekmece alanında İSKİ tarafından yapımı planlanan arıtma tesisinin hayata geçirildiği durum

İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi, İlçe Belediyesi, İlgili Bakanlıklar, Kurullar bu alanın yönetiminden sorumlu kurumlar

Rekreasyon alanları

İstanbul ‘un 2010 Avrupa Kültür Başkenti seçilmesi, bu seçimde kullanılan 4 elementin (hava, su, ateş, toprak) kenti teması

Dünya Su Forumunun 2009 yılında İstanbul’da düzenlenecek olması

Senaryo Gelişimi

Planlı Kentleşme ---- Göle ve Denize Atıksu girişinin engellenmesi, yeterli ve gelişmiş bir altyapı şebekesi tesisi --- Göldeki ve Denizdeki su kalitesinin artması ---- Gölün ve Çevresinin Turizm alanı olarak değerlendirilmesi ve ekonomik getirisi

Korunmuş-Doğal sit niteliğini yitirmemiş çevre ----Çevre ve insan odaklı bir yaşam alanı Göldeki ve Denizdeki su kalitesinin artması


Park Bahçe vb. alanların sulanmasında arıtılmış suların kullanılmasından sağlanan tasarruf

Mahalle bazında kurumlarca sağlanan kaliteli hizmetin artması---- Sosyal Tesis ve Rekreasyon alanlarının yaratılması

Avrupa Standartlarında metropol niteliğine ulaşma ve kültür başkenti sıfatına yakışır bir İstanbul

Su Kaynaklarının korunmasına yönelik çalışmalardaki hassasiyetin Su Forumu vasıtasıyla dünyaya duyurulması

Toplum Sağlığına Göl kaynaklı tehditlerin olmaması

Sonuç

TEMİZ DENİZ TEMİZ GÖL





SENARYO DİYAGRAMI




05 Mart 2007

YORUMSUZ


Askerdeyken kişisel gelişimle ilgili sinir bozucu kitaplardan birini okumuştum. Adını hatırlamıyorum bile ama sürekli tavsiyelerde bulunan bir kitabı ancak askerlik sırasında okuyabilirdim zaten. Kitaptaki bir söz hoşuma gitmişti ama:
"Amatörler canları istediklerinde, Profesyoneller canları istemeseler de çalışırlar"
Benim bugün canım hiç çalışmak istemiyorum. Çünkü cuma günü kısacık profesyonel hayatımın en şok edici hadisesini yaşadım. Genel Müdürüm görevinden alındı. Bütün kurum için can sıkıcı bir hadise zira ortada bir haksızlık var.
Şimdi amatör müyüm profesyonel miyim sorusuna cevap arıyorum. Bulurum elbet.

Popular Posts